Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu,"Bu ülkenin polisi vardır,
jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir.Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asil suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karsı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksiz ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini  yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

Mustafa Kemal ATATÜRK
Şubat 1933

Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki ulusu mahveden tutsak eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfürlerden ve lanetliklerden gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar.

İslam dinini de, yüzyıllardır gelenekleştiği gibi bir siyaset aracı olmaktan kurtarmak ve yüceltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inançları veAA vicdani kanıları karışık ve rengarenk olan siyasetten ve siyasetin tüm organlarından bir an önce ve kesinlikle kurtarmak ulusun dünyadaki, ahretteki mutluluğunun buyurduğu bir zorunluktur. İslam dininin yüce ve derin fikirleri ancak böyle görülür.

Mustafa Kemal ATATÜRK